Aylık arşivler: Kasım 2015

Senli Benli – Seçim Sonrası Hummalı Geceye Anlamlı Bakış

Yazmadım. Uzun zamandır. Yazamadım. Ortalığı kan götürürken yazamadım. İçimden gelmedi. Aynı zamanda -itiraf ediyorum- okuyucuyu, harcayacağım zamana layık da görmedim. Derin araştırmalar, sosyolojik saptamalar yapıp, muhteşem yazılar yazıyorum diye değil, benim bulunduğum yerden ne yana baksam, umarsız, duyarsız, bilinçsiz insanları görüyor olmamdan.

Seçim bitti. Son yedi saattir, net üzerinden televizyon ve sosyal medya aracılığıyla sonuçları takip ettim ve yazılanları okudum. Genel durum bir umutsuzluk hali. Saat bir hayli geç oldu Londra’da, fakat sonuçlara üzülen ve hummalı bir geceye yelken açan Türkiye ve Türkiyelilere bir kaç önerim var.

Televizyon izlemeyelim. Akıllara durgunluk verecek uzunluktaki, hiç bir şey anlatmayan, öğretmeyen, hatta güldürmeyen anlamsız dizileri artık bırakalım. 3 saat cepte! Komşularımıza gidelim eskiden olduğu gibi. Saatlerce süren, o en güzel ve hararetli sohbetlere tekrar şans verelim. Anne babalarımızın kucağında uykuya dalardık. Ne güzel bir sefaletti o. Hatta yatıya da kalırdık. Yer yatakları açılırdı. Çocuklar kaynaşırdı. Yine kaynaşalım, bırakın çocuklar iPad’lerini tokuştursunlar bir müddet. Sonra ellerine birer kitap verin. Okusunlar ve erkenden yatsınlar. Uykusunu almış, dinç çocuklar uyansın sabahlara.

Bu dinç çocukların enerji merkezlerinin içleri, patates kızartması, hamburger, kola ile geçiştirilen öğle yemekleri ile doldurulmasın. Okullarda kampanyalar başlatalım. Çocuklara yemeğe dokunmayı, yemek yapmayı, önüne konan yemeğin nereden ve ne şartlardan geçerek tabağına ulaştığını, böylelikle yediğinin ve bunu sağlayanın değerini bilmesini öğretelim.

Televizyon izlemeyelim. 3 saat boyunca, bir deri bir kemik bir hemcinsimi, “Biraz basenlerin var, bu kot sana yakışmamış”, “Senin bileklerin kalın, etek giyemezsin” diye aşağılayan, bir o kadar kendini bilmez insanların halkı hipnotize ettiği programları izlemeyelim artık. 3 saat daha cepte. Yürüyüşe çıkalım, bulabilirsek okunulası bir gazeteyi de alıp çay bahçesine gidelim. Okuduktan sonra gazeteyi paylaşalım. Biraz daha yürüyelim. Durakta sigara içen ortaokullu Ayşe’yi, Fatma’yı, liseli Ali’yi uyaralım. Daha küçücükler. Korkacak bir şey yok. Denedim ben, arada atar yapanlar çıkıyor ama çoğu da ebeveynlerinden görmedikleri bu uyarı karşısında şöyle bir silkeleniyor. Zaten niye çocuklar sigara içiyor ki bu ülkede? Çünkü siz de içiyorsunuz. Çocuğunuzun üzerine sinen o berbat kokuyu almamanız mümkün mü? Anlamazdan, görmezden gelmeyelim. Ofislerde de içiyorsunuz, yanınızdaki arkadaşınız içmediği halde, tiyatronun soyunma odasında, kafede, minibüste kalan son yolcuyu umursamayıp, şoför koltuğunda, gecenin belli bir saatinden sonra – artık denetleme olmaz diye –  restoranlarda. Arabanın içinde, üstelik yanınızda sigara içmeyen eşiniz, arkadaşınız hatta çocuğunuz olduğu halde. İstediğiniz kadar kafanızı camdan çıkarın, kapıları kapatın. Niye kandırıyorsunuz kendinizi. Biz kanmıyoruz. Bile bile niye zarar veriyorsunuz kendinize, hepimize. Sigarayı bırakın, örnek bir anne olun, örnek bir baba. Sonra insan hakları falan diyorsunuz da, benim kafam pek bir karışıyor.

Televizyon izlemeyelim. Haber alma hakkımızı kırpan, her şeyi sansürleyen kanalları, sabrı sınayan uzunluktaki reklam aralarını boykot edelim. Programın bitmesine “Hoşça kalın” kala, “Birazdan devam edeceğiz” yalanıyla dakikalarca reklam girerek, bizleri aptal yerine koyanları, maddi durumu her yeni dizi ile ultra zenginleşen gerçek dışı yansıtılmış aile modellerini. İnsanları özendirmekten, azdırmaktan başka bir şeye yaramayan, eğitmeyen, öğretmeyen, yarışmacıların birbiri ile olan ağız dalaşından pirim yapan her programı boykot edelim. 3 değil 5 değil 10 saat cepte – bonus! Bu kadar saatte neler yapılmaz ki!

Ah, iste sorun tam da burada! Yapılacak başka bir şey yok değil mi? Yoksa diziniz mi başladı? Çok oyaladım ben de sizi.

Kitap var, tavla var,  satranç var, başka zeka oyunları da. Soru sorun, cevaplayın, yazı yazın, mektup yazın, bana yazın. Çöpünüzü toplayın, ayrıştırın, dönüştürün. Dükkânlarınızın önünü temizleyin. Televizyondaki karakterle uğraşmayın. Ölümlere sebep olan çukurlarla, darmadağın kablolarla, bozuk trafik lambalarıyla, gelmeyen itfaiye, sönmeyen yangın, gerektiği gibi dönmeyen düzen, ağacı kesen adamlarla uğraşın. Belediyenize yaptırım uygulayın, bu sizin en doğal hakkınız. Havalandırmasız, pis halk otobüslerinin güzelleştirilmesi için uğraşın. Şoföre kendinizi ezdirmeyin, söz bizim, biz yoksak onlar da yok. Kendimizi böyle yaşamaya layık görüyor olamayız. Bu kabullenmişlik, bu alışmışlık neden?

Kapıları çarpmayın, teşekkür edin, rica edin, dibime girmeyin, sıraya girin. Bana değmeyin, beni itmeyin, sizi tanımıyorum. Kabadayılık bu kadar mı yücelir, yüceltilir bir ülkede. Engelli birine, sirkte gösteri izliyormuş gibi bakmayın, seyirci kalmayın. Yardımınızı, en azından teklifinizi esirgemeyin. Hiç kimse göründüğü gibi değil.

Yaşlılara ölümü bekletmeyin. Dans eden, tiyatro yapan dedeler nineler var buralarda, pilates arkadaşlarım var benim. Şans verin, herkese şans verin. Hiçbir şey mükemmel olmak zorunda değil. Ritim duygusu olmayan çocuğunuza da şans verin, yapamıyor diye onu kursundan almayın. Arkadaşlarından ayırmayın. Sanat bir araç, amaç değil.

Elinizdeki zenginliklerin kıymetini bilin. İhtiyacınız olandan fazlasını almayın, çöpe atmayın. Bolluk içinde yüzdüğümüz halde, marketlerinde taze sıkılmış meyve ve sebze suyu satılmayan bir ülke olmak niye? Meyve posasından yapılmış, seker katkılı tuhaf içecekleri almayın. Çocuğunuza verip de kendinizi de kandırmayın. Meyveyi yiyin, öz suyunu talep edin. Daha iyisini, kalitelisini isteyin. Bu da bizim en doğal hakkımız.

Size, hastanıza kötü davranan sağlık hizmetlilerinin karşısında da dik durun. Kavga etmeyin, haklıyken haksız durumuna düşmeyin. Dilekçe yazın, cevap gelmez, bir daha, bir daha yazın. Şikayet mekanizması ile neler başarılıyor görmenizi çok isterdim. Zamanla bu sistem de oturacaktır. Boşa çekseniz de, var gücünüzle kürekleri çekmeye devam edin. Varış, daha iyi ve insan gibi bir yaşam vaat ediyor.

Böyle gelmiş ama böyle gitmek zorunda değil.

Kadınlarımızı çok seviyorum. Tek tek pek güçsüz ama bir arada olunca iyi, hem de çok iyi bir ekibiz. Şortunuza, eteğinize laf eden, memelerinize gözünü dikerek kendinden geçen tacizcilere geçit vermeyin. Kızlarınıza korkmamayı öğretin. Sorunun kendisinde değil, toplu taşıma aracında elini ya da başka uzuvlarını vücuduna değdiren zavallının kendisinde ve eğitimsizliğinde olduğunu anlatın ona. Hatta ses çıkarmasını, yardım istemesini tembihleyin. Utanılacak hiç bir şey yok. Bu mümkün değilse, eşkâlini polise verebilmesini sağlayın. Şikayet diyorum, şikayet. Şikayetin gücünü küçümsemeyin. Boykot diyorum boykot, onun da gücünü küçümsemeyin. Öyle ya da böyle, o parti ya da bu parti, değişme, iyileşme ve gelişme kendi elimizde.

Bakın, hiç çocuklarınıza insana değer vermeyi, ayrım yapmamayı öğretin kısmına girmiyorum. Çünkü işin en zor kısmı bu ve son dönem gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki, bu konuda size nasıl ulaşabileceğimi ben de bilmiyorum.

İyi geceler.

Sürü - Foto: iPhone müge©

Sürü – Foto: iPhone müge© – Regents Canal

Paylaşalım! – daktilobymüge© Londra Kasım 2015
İzinsiz kopyalanamaz, yayınlanamaz.

Reklamlar