Kategori arşivi: Müzik

Işık Doğu’dan Yükseldi: Kamkars

Londra, kültürel olarak ‘radikal’ nitelendirilebilecek sanat etkinliklerine dur durak demeden devam ediyor. Kendi deyimleri ile dünyanın her köşesinden, mest eden, ilahi,
psikedelik müzik örneklerinin sahnelendiği Barbican ‘Trancender’ de işte bu etkinliklerden biri. Serinin son konserinde biz de oradaydık. Kamkars’ı (Kamkaran) dinledik. Mest olduk.

Barbican Centre. Foto: Morley von Sternberg

Barbican Centre. Foto: Morley von Sternberg

Barbican Centre, benim için dışarıdan karanlık ama içeri girdiğinizde sizi ister istemez rengarenk ışık ve ışık oyunları ile cezbedebilen, devasal bir yapı. Avrupa’nın en büyük konferans ve sanat etkinliği mekanı. II. Dünya Savaşı’nın yerle bir ettiği bölgelerden birinde bulunan Barbican, Brutist mimarinin en güzel/çirkin örneklerinden biri. Savaş sonrası, Londra’yı ‘dönüştürme’ gibi ütopik bir amacı gerçekleştirmek isteyen mimarlar; Chamberlin, Powell ve Bon tarafından tasarlanmış ve 10 yıl süren bir çalışma sonunda inşa edilmiş. 1982’de, Kraliçe tarafından, ‘dünyanın modern harikalarından biri’ olarak ilan edilerek açılmış.

Barbican. Arşiv. Foto: Jorge Royan

Barbican. Arşiv. Foto: Lee Mawdsley

Barbican. Arşiv. Foto: Lee Mawdsley

Böyle bir mekanda konsere gitmenin ve canlı müzik dinleyecek olmanın albenisi başka ama arkadaşınızın ‘Bir biletim daha var, gelmek ister misin?’ diye sizi davet ettiği konserin albenisi daha bir başka. Düşünülmüş olmak güzel, arkadaşınıza eşlik edecek olmak daha da güzel.

Konser başlamadan yavaş yavaş yerini alan ve bu koskoca salonu dolduran izleyici, güzel bir akşam olacağının göstergesi. Süprizleri sevdiğim için hazırlıksız gittim. Sunucu hanımefendinin anons ettiği Kamkars’ın bir aile olduğunu öğrenmek çok hoşuma gitti. Hem de XL bir aile. Baba, oğullar ve kızlar. Teknik ekip de Kamkar Ailesi’nden miydi bilemiyorum ama sahneye sırası ile Hooshang, Bijan, Pashang, Ghashang, Arjang, Arsalan, Ardeshir, Ardavan, Neyriz, Hana Kamkar çıktı. Dünyanın pek çok yerinde ve Nobel Ödülü töreninde de konserler veren Kamkars, ud, setar, tar, kemençe, tombak, santoor gibi yöresel ve geleneksel enstrümanlar çalabilen virtüözlerden ve dünyanın en güzel sesli kadınlarından oluşan bir grup.

Kamkars. Foto: Taefi

Kamkars. Foto: Taefi

İlk bölümde, duygusal ve ağır tempolu Acemce şarkılar seslendirdiler. Salon nefesini tutarak izledi. İkinci bölümde ise mendiller havada, izleyiciyi oturduğu yerde dans ettiren Kürtçe şarkılar söylediler. Salonun diğer bir köşesinde, kendini tutamayıp ayakta halay çeken bir grup da gördü bu gözlerim. Artık atmosferi siz düşünün.

Fotoğraflar icin teşekkürler: Barbican Centre. Sagar Shah.

daktilobymüge© Londra Ekim 2014

Reklamlar

Modern Dansla Sonbahar Ayini – Sadler’s Wells, Londra

Güneş Londra’ya çok yakışır. Şehrin modu değişir, yüzü gözü açılır. Dondurma yenilesi güneşli bir günde, Clisssold Park’da arkadaşlarımla geçirdiğim güzel bir günden sonra eve döndüğümü ve ‘Dansçı Aranıyor’ başlıklı e-postayı, merakla açtığımı daha dün gibi hatırlıyorum. Mart Ayı başları olmasına rağmen, hava o kadar güzelmiş demek.

Sadler’s Wells – Foto: Belinda Lawley

Program ve gelişmelerinden haberdar olmak üzere e-posta listesine abone olduğum Sadler’s Wells Tiyatrosu’nun, ‘Creative Learning’ (Yaratıcı Öğrenim) bölümü, ‘Sum of Parts’ adlı yeni bir proje başlatıyor ve bu projede yer almak isteyen dansçılar arıyordu. Tecrübe değil ama heyecan ve sözüne bağlılık aranıyordu. Atölyeler neşeli bir biçimde geçecek ve profesyonel eğitmen ve dansçılarla birlikte çalışılacaktı. Ortaya çıkacak olan eser, Mayıs Ayı’nda, büyük sahnede sergilenecekti. Dansçı mıyım? Değilim. Sözümün eri miyim? Evet. Heyecan? Dorukta. Koca Sadler’s Wells’in, koca sahnesi? Ürktüm ama üzerinde daha fazla düşünmeden hemen cevap yazdım. Beni de alın!

Sadler’s Wells, öncelikle çağdaş dansın en renkli, en yeni ve özellikle de en yenilikçi örneklerini sergileyen, dünya çapında saygınlığı olan bir tiyatro. Kendi bünyesinde, favorim Akram Khan, Sylvie Guillem, Wayne McGregor gibi isim yapmış 16 sanatçı ile birlikte projeler yürütüyor.

Akram Khan Company – İzledim. iTMOi. Foto: Richard Haughton

Ayrıca, Britanya’nın yanı sıra, uluslararası kültürlerden tango, hip-hop, flamenko, bale gibi çok çeşitli dans türlerine de programında geniş yer veriyor. Örneğin ben, geçtiğimiz yıllardan birinde, Sidi Larbi Cherkaoui ve Antony Gormley’nin Shaolin Tapınağı’ndan keşişler (Shaolin Monks) ile birlikte yapmış oldukları çalışma, ‘Sutra’yi izledim. Sadler’s Wells’te izleme şansını bulduğum hemen her performans gibi, Sutra da bu dünyanın dışındandı.

Sutra - Foto: Andree Lanthier

Sutra – Foto: Andree Lanthier

Ya da geçtiğimiz baharda sahnelenen ‘The Rite of Spring & Petrushka’. Stravinsky’nin bundan 100 sene önce, izleyicisinin neredeyse ayaklanmasına sebep olan orjinal eseri ‘Rite of Spring’in, Fabulous Beast Dance Theatre uyarlaması. Silkelenmiştim. Bu biraz benim sanattan beklentimi de özetliyor. Silkelenmeliyim. Şöyle bir doğrulup kendime gelmeli, düşünmeli, sonra üzerine yatıp, ertesi gün kalkıp, üzerinde tekrar düşünmeliyim.

Fabulous Beast Dance Theatre – The Rite of Spring & Petrushka Foto: SW

Her sene gösterileri izlemeye gelen yarım milyon seyirciyi etkilemeye devam ededursun, Sadler’s Wells aynı zamanda gelişmekte olan bir sanat organizasyonu ve bir vakıf. Her sanat dalında olduğu gibi onların amacı da dansı, hayatı, insanı geliştiren, ona anlam katan ve zenginleştiren bir disiplin olarak yaygınlaştırmak. Gelirinin %70’ini bilet satışlarından elde eden kurum, vakıflar, yardımlar, ulusal sanat geliştirme konseyi ‘Art Council England’ desteği ile kafe ve bar işletimi gibi kaynaklar sayesinde işliyor.

Mekanı, 1683 baharında Richard Sadler, önceleri bir müzik evi olarak inşa etmiş. 18yy. başlarında ise burada, canbazlar, hokkabazlar, güreşçiler, dans eden köpekler ve hatta şarkı söyleyen ördeklerle yapılan gösteriler sergilenmeye başlamış. Bina, 1765’ye yeniden inşa edilmiş, fakat işler pek yolunda gitmemiş, 18 kişinin öldüğü talihsiz kazalar yaşanmış. 1862’de tekrar yenilenmiş ama yine de talihsizliklerden kurtulamamış. Bir ara sinemaya dönüştürülmüş. Ne yazık ki, 1915’te tiyatro, kapılarını tamamen kapatmış.

‘İyi sanat herkese ait olmalı’ inancına sahip – gözümde öyle canlandırdığım – şirin bir hanımefendi olan Lilian Baylis, 1925’de, tiyatroyu kurtarmak için fon sağlama çalışmalarına başlamış. Kendisi gibi güçlü ve ‘şirin’ bir kadın olan İrlanda’lı Ninette de Valois’u işe almış. Tiyatro’nun kapıları 1931’de tekrar açılmış.

Sonraki yılarda opera ve bale birbirinden ayrılmış. Sadler’s Wells, 1970’lere gelindiğinde, Rambert Dance and London Contemporary Dance gibi modern dans ekiplerini bünyesine almış, fakat izleyicide azalma görülmeye başlanmış. 1994’te kendini tekrar yenileyen mekan, Pina Bausch, Tanztheater Wuppertal’dan büyük eserler sergilese de gerçek sesine, imajına, saygınlık ve popülerliğine 2004’te kavuşabilmiş.

Ruhum! ❤ Pina Bausch, Tanztheater Wuppertal. Foto: Ulli Weiss

İzledim. Boris Charmatz Musée de la Danse Enfant. Foto: SW

İzledim. Boris Charmatz Musée de la Danse Enfant. Foto: SW

Havana Rakatan. İzledim. Foto: Johannes Granseth

Havana Rakatan. İzledim. Foto: Johannes Granseth

İnanmayacaksınız ama bu yaz Sadler’s Wells, bir kez daha elden geçti. Ama bu kez popülerliğinin getirdiği ihtiyaca karşılık verebilmek ve ihtişamına yaraşır bir kaç değişik dokunuş için. Sonbahar-Kış 2014 sezonu, 70’li yaşlarında olan dansçıların sergilediği performanslardan oluşan ‘Elixir Festivali’ ile 12 Eylül’de başladı. Henüz bir şey izlemedim fakat gişeye gidip, kitapçığa dahi bakmadan sadece – Bir bilet lütfen diyebilirim. Ne izlersem izleyeyim, silkeleneceğime eminim.

31 Mayıs 2011’de, 5 haftalık bir atölye çalışması sonrası, edindiğim onlarca genç, yaşlı, engelli yeni arkadaşım ile birlikte ben de sahneye çıktım. “Sahne sizin, eğlenmenize bakın” diye öğütleyen koreografımız Rachel Lancaster ve Sadler’s Wells yöneticileri sayesinde, 1500 kişinin önünde dans ettim. Bunu benim için yapılabilir ve olabilir kıldıkları için ne kadar minnet duysam azdır.

Prova – Sum of Parts – Foto: My Sony DSC-H1©

Showtime! – Sum of Parts – Foto: My Sony DSC-H1© 31 Mayıs 2011

Konuyu sevdiyseniz, paylaşın başkaları da okusun.

Foto ve bültenler için teşekkürler: Caroline Ansdell – Sadler’s Wells.

daktilobymüge© Londra Eylül 2014 – Üzerinde zaman harcadığım ve emek verdiğim materyallerimi kullanmanızın benim için hiç bir sakıncası yok ama nezaketen önceden haber verirseniz çok mutlu olurum.

Demokratik Müzik: BBC Proms ve Borusan Filarmoni Orkestrası

Dünyanın en güzide müzik etkinliklerinden biri olan Proms, orjinal hedefinden hiç şaşmayarak, 120’inci yılına girdi: Mümkün olduğunca geniş ve değişik türden müziği, en yüksek standartlarda, en yüksek sayıda dinleyiciye ulaştırabilmek.
İlk Proms konseri, 10 Ağustos 1895’te Queen’s Hall’ da verildi. Queen’s Hall’ın  idarecisi Robert Newman, daha önceleri de senfoni orkestrası konserleri düzenlemişti fakat, bu kez o, daha büyük bir seyirci grubuna, daha popüler bir programla erişmeyi hedefledi. Bunu başarmak için, Koro şefi Henry Wood ile birlikte çalışmaya başladı. Dinleyiciye daha rahat bir ortam yaratıldı ve bilet fiyatları düşürüldü. Öncelikle popüler ve tanıdık klasik müzik eserleri sergilendi. Yavaş yavaş standartlar yükseltilerek, halkın klasik ve modern müzik konusunda daha bilinçli bir hale gelmesi sağlandı. 1920’lere gelindiğinde Proms, Strauss, Rakhmaninov, Ravel’in eserlerini halka sunuyordu. 1927’de Proms ekonomik zorluklar yaşıyordu, aynı tarihte BBC kurumsallığını ilan etti. Proms’u devraldı ve 1930’da BBC Senfoni Orkestrası kuruldu. Müziğin mesajını demokratikleştirme, yararlarını evrenselleştirme hedefine ulaşılmaya başlanmıştı.

1940 savaş döneminde, BBC Senfoni Orkestrası yerini ‘Londra Senfoni Orkestrası’na bıraktı. Kısa bir süre sonra ise Queen’s Hall bombalandı. 1941’den itibaren Proms, Royal Albert Hall’da devam etti. Bunu takip eden sezonda BBC ve Proms tekrar bir araya geldi. 1960’larda opera eserleri sergilenmeye başlandı. Hindistan, Tayland, Japonya’dan konserler, perküsyon, jazz, elektro-akustik müzik çeşitleri programa alındı. Çocuklar için konserler düzenlendi. Günümüzde Proms,  Londra’da, evinde, Temmuz Ayı’ndan, Eylül ortasına kadar sürüyor, her sene 70’ten fazla büyük konser düzenliyor. Uluslararası sanatçıların eserlerinin yanı sıra, Britanya’nın en başarılı sanatçılarını halkla buluşturuyor.

Royal Albert Hall

Royal Albert Hall, Foto iPhone4©

Misafirim çok etkilendi

Misafirim çok etkilendi

Bu sezon biz de Borusan Filarmoni Orkestrası’nı dinleme şansını elde ettik. South Kensington’da, güzeller güzeli Hyde Park’a bakan, Royal Albert Hall, Kuzey İtalya mimarisinden esinlenmiş. Heybetli ve bir o kadar da çekici bir dış görüntüsü var. Daha içine girmeden havaya girdik.1871’de, Queen Victoria tarafından kapıları açılmış, 7 bin kişilik bir dom. Atmosfer solumaya değer. Altı restoran ve sayısız bar. İtalyan mutfağı, ızgara, şampanya, deniz mahsulleri…Yerimize oturalım, konser başlasın. Koro şefi Sascha Goetzel. Masal desem masal değil. İşte küçük bir bölüm. Balakirev: Islamey – Oriental Fantasy – BBC Proms 2014 – BIFO Tebrikler.
Bir de modern numune – İyi seyirler.
Paloma Faith: Only Love Can Hurt Like This – BBC Proms 2014

Royal Albert Hall

Foto iPhone4©

Prom gecenizi planlayın
daktilobymüge©  Londra Eylül 2014